
Rusya’nın ikinci büyük şehri ve kültürel başkenti St. Petersburg, görkemli mimarisi, sayısız sarayı ve kanallarıyla ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor. 1703 yılında Çar I. Petro tarafından kurulan ve uzun yıllar Rus İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan şehir, her köşesinde tarihin ve sanatın izlerini taşıyor. Avrupa’nın klasik mimarisiyle Rus romantizminin iç içe geçtiği bu “Kuzey Venedik”i, ilk kez gelen ziyaretçiler için bile keşfedilmesi kolay bir merkezi yapıya sahip. İşte St. Petersburg’un mutlaka görülmesi gereken başlıca durakları.
Sanatın Zirvesi: Hermitage Müzesi ve Kışlık Saray
St. Petersburg denince akla gelen ilk durak, şüphesiz dünyanın en büyük sanat müzelerinden biri olan Hermitage Müzesi‘dir. Müzenin ana binası, Rus çarlarının resmi ikametgâhı olarak kullanılan görkemli Kışlık Saray‘dır. 1764 yılında Çariçe II. Katerina’nın kurduğu müze, bugün Leonardo da Vinci, Rembrandt, Rubens ve Matisse gibi ustaların başyapıtlarını da içeren üç milyondan fazla esere ev sahipliği yapmaktadır. Sarayın altın varaklı salonları ve mermer merdivenleri başlı başına birer sanat eseri olduğundan, müzeyi gezerken sadece eserlere değil, binanın kendisine de hayran kalmamak elde değildir. Müzenin tamamını gezmek günler sürebileceğinden, ziyaret öncesinde görmek istediğiniz salonları önceden belirlemek ve biletinizi çevrimiçi alarak uzun kuyruklardan kaçınmak akıllıca olacaktır. Müze genellikle Pazartesi günleri kapalıdır.
Şehrin Kalbi: Nevski Bulvarı ve Çevresi
St. Petersburg’un ana arteri konumundaki Nevski Bulvarı, şehri keşfetmeye başlamak için en ideal noktadır. Amirallik Binası’ndan başlayıp yaklaşık 4,5 kilometre boyunca uzanan bu tarihi cadde, barok, neoklasik ve art nouveau gibi farklı mimari stilleri bir arada sunar. Bulvar üzerinde yürürken karşınıza çıkan en etkileyici yapılardan biri, Roma’daki Aziz Petrus Bazilikası’ndan ilham alınarak inşa edilen Kazan Katedrali‘dir. Muhteşem kolonadı ve altın süslemeli iç mekânıyla dikkat çeken katedral, şehrin en önemli aktif ibadet merkezlerinden biridir ve girişi ücretsizdir. Bulvarın üzerindeki bir diğer simge yapı ise, Art Nouveau tarzındaki dış cephesi ve tepesindeki cam kubbe ile ünlü Singer Binası‘dır; bugün içinde ünlü bir kitapçı olan Dom Knigi’yi barındırır.
Renkli Kubbeler ve Mozaikler: Dökülen Kan Kilisesi
Nevski Bulvarı’nın hemen yakınında, Griboyedov Kanalı kıyısında yükselen Dökülen Kan Kilisesi (resmi adıyla İsa’nın Dirilişi Kilisesi), St. Petersburg’un en fotojenik yapılarından biridir. Çar II. Aleksandr’ın suikaste kurban gittiği yerde inşa edilen bu kilise, Moskova’daki Aziz Basil Katedrali’ni andıran rengârenk soğan kubbeleriyle dikkat çeker. İç mekânı ise dışarıdan bile daha etkileyicidir; zira duvarlarının ve tavanının 7.500 metrekareden fazlası tamamen İncil sahnelerini betimleyen mozaiklerle kaplıdır. Kilise müze olarak hizmet vermektedir ve giriş ücretlidir; Çarşamba günleri ziyarete kapalıdır.
Şehrin Doğuş Yeri: Petropavlovsk Kalesi
St. Petersburg’un 1703 yılında kurulduğu nokta olan Petropavlovsk Kalesi, Neva Nehri üzerindeki Tavşan Adası’nda yer alır. Şehrin tarihi kalbi sayılan bu surların içinde, Rus çarlarının ebedi istirahatgâhı olan Petropavlovsk Katedrali bulunur. Katedralin 122,5 metre yüksekliğindeki altın kaplama sivri kulesi, şehrin en önemli sembollerinden biridir. Kaleyi gezerken surlar boyunca yürüyebilir, Neva Nehri’nin ve şehir merkezinin panoramik manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz. Her gün öğlen saatlerinde kaleden atılan top sesi, şehrin köklü geleneklerinden biridir.
Nefes Kesici Manzara: Aziz İshak Katedrali
Şehrin siluetine damgasını vuran Aziz İshak Katedrali, dünyanın en büyük kubbeli Ortodoks katedrallerinden biridir. Fransız mimar Auguste de Montferrand’ın 40 yıllık emeğiyle tamamlanan yapı, devasa granit sütunları ve 100 kilogramdan fazla som altınla kaplı dev kubbesiyle göz kamaştırır. Katedralin içi malakit ve lazurit sütunlar, mozaikler ve mermer süslemelerle son derece görkemlidir. Ancak burayı özel kılan asıl deneyim, 262 basamaklı spiral merdiveni tırmanarak ulaşılan kubbe kolonadıdır. Buradan, Neva Nehri’ni ve şehrin tarihi merkezini kuş bakışı görebileceğiniz 360 derecelik muhteşem bir panorama sizi bekler; özellikle gün batımı saatlerinde manzara büyüleyicidir.
Çarların Yazlığı: Peterhof Sarayı
Şehir merkezinin dışında, Finlandiya Körfezi kıyısında yer alan Peterhof Sarayı, “Rus Versayı” olarak anılır. Çar I. Petro’nun İsveç’e karşı kazandığı zaferin ardından yaptırdığı bu yazlık saray, görkemli bahçeleri ve fıskiyeleriyle ünlüdür. Sarayın en etkileyici bölümü, hiçbir pompa kullanılmadan sadece doğal su basıncıyla çalışan Büyük Şelale (Grand Cascade) ve çevresindeki altın kaplama heykellerdir. Peterhof’a ulaşmak için şehir merkezinden kalkan hidrofil botları (deniz otobüsü) kullanabilir veya treni tercih edebilirsiniz. Saray ve bahçeler için ayrı biletler alınması gerektiğini unutmayın.
Pratik Bilgiler ve Planlama
St. Petersburg’un tarihi merkezi, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alır ve başlıca turistik noktaların çoğu birbirine yürüme mesafesindedir. Şehirde ulaşım için oldukça derin olan metro sistemi hızlı ve verimlidir; ancak merkezde gezmek için yürümek en iyi seçenektir. Hermitage ve Peterhof gibi popüler yerler için biletleri önceden çevrimiçi almak, uzun kuyruklarda vakit kaybetmenizi önler. Yaz aylarında (özellikle Haziran) yaşanan “Beyaz Geceler” döneminde şehir neredeyse hiç karanlık olmaz ve bu dönemde düzenlenen gece kanal turları ile açılan köprüleri izlemek, St. Petersburg’un en unutulmaz deneyimlerinden biridir. Kış aylarında ise müzeler daha sakin olup, karlar altındaki şehir apayrı bir romantizm sunar.
İster Hermitage’in sanat dolu koridorlarında kaybolun, ister Aziz İshak’ın kubbesinden şehrin ihtişamını seyredin, St. Petersburg kendisini bir kez gören herkesi tekrar dönmeye ikna eden büyüleyici bir şehirdir.
